Meryem derse, olur.
Homemeryemce ▾ Search ▾ArchiveSubscribe
Happy Birthday ♥ Marilyn M. 

Happy Birthday  Marilyn M. 

X: Kesinlikle çok çirkin.

(Artık üzülmene gerek yok, çocuk gitmiş.)

Y: Evet, kesinlikle! Hiç kendini üzmeye değmez.

(Çok yakışmışlar.)

X: Tek bir avantajı var o da renkli gözlü ve sarışın olması. Bu kadar.

(Güzel kız.)

Y: Senden uzun mu?

(Hiç mi şansın yok yani?)

Z: Evet.

(Kısa ve çirkinim!)

X: Hmm, kesinlikle değmez. Sen daha güzelsin.

(Kız kesinlikle çok güzel.)

Y: Boşuna üzülmeye değmez.

(Kesinlikle.)   



Aşk üzerine yazılan hemen her şeyin gerçek olduğunu keşfettim. “Yolculukların sonunda aşıklar buluşur.” demiş Shakespeare. Olağanüstü bir düşünce! Şahsen buna benzer bir şey yaşamadım… Ama Shakespeare’in yaşadığına inanıyorum. Sanırım aşkı gereğinden fazla düşünüyorum. Yaşamımızı değiştirerek belirleme gücü karşısında hayrete düşünüyorum. “Aşkın gözü kördür.” diyen de Shakespeare idi. İşte bunun doğru olduğunu biliyorum. Bazılarına göre aşk anlaşılmaz biçimde gelip geçicidir. Başkalarına göreyse aşk kayıptır. Ama aşk bulunabilir. O gece için olsa bile.
Başka bir aşk çeşidi daha vardır… En acımasız olanı. Kurbanlarını neredeyse öldüren türde. Karşılıksız aşk. İşte ben, o konuda çok deneyimliyim. Çoğu aşk hikayesi birbirine aşık iki kişi hakkındadır.
Peki ya diğerlerimiz ?
Ya bizim hikayemiz?
Tek başına aşık olanlarımız?
Bizler tek taraflı bir ilişkinin kurbanlarıyız. Bizler sevenlerin lanetine uğradık. Sevilmeyenleriz, hafif yaralılarız. Özel park yerleri olmayan engellileriz. Şu anda böyle birine bakıyorsunuz. Istırap dolu iki yıl boyunca o adamı kendim isteyerek sevdim. Yaşamımın en berbat yılları, en berbat geçen Noelleri ve yaş günleri… Gözyaşları ve sakinleştiricilerle karşılanan yılbaşıları. Aşık olduğum o iki yıl yaşamımın en karanlık günleri oldu. Çünkü beni sevmeyen bir adamı sevmekle lanetlendim. Tanrım, onu görmek yetiyordu. Kalp çarpıntısı, boğaz düğümlenmesi, yutkunamama… Peki ya ondan sonrası?

“The Holiday”

Aşk üzerine yazılan hemen her şeyin gerçek olduğunu keşfettim. “Yolculukların sonunda aşıklar buluşur.” demiş Shakespeare. Olağanüstü bir düşünce! Şahsen buna benzer bir şey yaşamadım… Ama Shakespeare’in yaşadığına inanıyorum. Sanırım aşkı gereğinden fazla düşünüyorum. Yaşamımızı değiştirerek belirleme gücü karşısında hayrete düşünüyorum. “Aşkın gözü kördür.” diyen de Shakespeare idi. İşte bunun doğru olduğunu biliyorum. Bazılarına göre aşk anlaşılmaz biçimde gelip geçicidir. Başkalarına göreyse aşk kayıptır. Ama aşk bulunabilir. O gece için olsa bile.

Başka bir aşk çeşidi daha vardır… En acımasız olanı. Kurbanlarını neredeyse öldüren türde. Karşılıksız aşk. İşte ben, o konuda çok deneyimliyim. Çoğu aşk hikayesi birbirine aşık iki kişi hakkındadır.

Peki ya diğerlerimiz ?

Ya bizim hikayemiz?

Tek başına aşık olanlarımız?

Bizler tek taraflı bir ilişkinin kurbanlarıyız. Bizler sevenlerin lanetine uğradık. Sevilmeyenleriz, hafif yaralılarız. Özel park yerleri olmayan engellileriz. Şu anda böyle birine bakıyorsunuz. Istırap dolu iki yıl boyunca o adamı kendim isteyerek sevdim. Yaşamımın en berbat yılları, en berbat geçen Noelleri ve yaş günleri… Gözyaşları ve sakinleştiricilerle karşılanan yılbaşıları. Aşık olduğum o iki yıl yaşamımın en karanlık günleri oldu. Çünkü beni sevmeyen bir adamı sevmekle lanetlendim. Tanrım, onu görmek yetiyordu. Kalp çarpıntısı, boğaz düğümlenmesi, yutkunamama… Peki ya ondan sonrası?

“The Holiday”

Beni neler bekliyor bilmiyorum.  Evet, âşık olduğumu söylüyorlar. Ve bu elime geçmişken, şansım dönebilir… O’na olan duygularımdan bahsedeceğim. İyi olmayabilir tabii ama kötü de olmayabilir. Kötü olmaz belki de. Bilmiyorum. Ama rahatlayacağım. Ve belirsizlik. Beni öldüren o iğrenç duygu. İçinde kaybolduğum, beni hastalıklı, yaşlı biri haline çeviren o illet! Ben ölüyorum. Ve âşık olduğumu söylüyorlar. Her gün daha ağır geçiyor. Zorlanıyorum. Beynimle yaptığım her işte karşıma çıkıyor ve beni zorluyor. Gücüm yetmiyor ve öleceğimi düşünüyorum. Kötü şeyler düşündüm. Şimdi iyi şeyler düşüneceğim.

İyi ve huzurlu. Beyaz gülleri düşüneceğim.  

Benim için olanları ve O’nu. Karnımdaki kelebekleri.

Aşk güzel bir şey. Gözlerine baktığımda karnımda kelebekleri hissediyorum. O’na söyleyeceğim. Etkilendiğimi, gözünde farklı bir yerde olduğunu bilmesi gerektiğini… Ve her zaman burada olduğumu. O’ndan gerçekten etkileniyorum. Gözlerinden ve sözlerinden. Bana bir şeyler anlatırken gözlerine baktığımda onu dinlerken anlattıklarını bir süre sonra unutuyor ve kayboluyorum. Gülümsüyorum. Sonra anlayacağını düşünüyor ve gözlerimi gözlerinden kaçırıyorum başka yerlere bakıyorum, dikkatimi toparlıyorum ve tekrar tekrar dinliyorum. Ve inan bana böyle oluyor her zaman. Söylediklerini tam ve açık ve net; evet net bir şekilde maalesef anlayamıyorum. İşte hatırlamıyorum ve O’nu seviyorum.

Güzel biri miyim? Ya da hislerimde gerçekçi mi? Yoksa sahte miyim? Aptal mıyım? Öyleyse neyim? Bu kapıyı kapatacağım. Belirsizlik kapısı. Seni ne kadar sevdiğimi tarif etmeyeceğim. Çünkü çok klişelerle dolu olacak. Aslında klişeleri severim ama ben daha farklı şeyler bulana kadar söylemeyeceğim.

Sadece senin bilmeni istiyorum. Güzel ve umutlu. Sıcak ve sempatik.

Eğer bir gün başına yıkılırsa bütün dünya beni arar mısın? Ben burada olacağım gözlerine bakınca kelebekleri hissettiğimi söylemiş miyim? Hislerimin yoğunluğunu, sonra ne zaman senden bahsetsem öyle olmaya çalışmıyor ve heyecanla dolu veriyorum.

Uçmak veya yüzmek istiyorum. Çırılçıplak. Sadece benliğim ve içimdekilerle…

Bilmiyorum inan. Ama duygularımın karşılık görmesi beni o kadar sevindirecek ki! Belki sen de mutlu olursun. Bana yemeğe gelirsin. Sonra tekrar gelirsin. Sen istersen birbirimize âşık olur ve Barcelona’ya gideriz. Güzel müzikler ve yeni tatlar deneriz. Danslar ve sokaklar. Sokaklarda kayboluruz ve gece çok özel bir yerde yemek yeriz. Beyaz ve sade askılı bir elbise giyerim ve bir gül takabilirim saçlarıma. Sonra dans ederiz ve öpüşebiliriz belki serin ferah ve karanlık gizemli ve eşsiz. Belki bir şarkı adını bilmediğimiz ya da hayatımın sonuna kadar tatmayacağım bir şarap gibidir. Belki de özgür kalırız. Aynı tangodaki gibi. Ve güzel bir koku evet! Güzel hafif ve çiçek gibi esintili saçlarımın arasında dolanan. Yanımızdaki asmalardan yasemin kokuları gelir belki.

Yanına sokulurum. Münasebetsiz ve masum.

Uçarız mutluyken. Birbirimizi keşfetmeliyiz bana kalırsa. Farklı bir kokuyu tanımak, güzel bir şarkı veya denenmek üzere olan bir şarap gibi… Belki de unuturuz birbirimizi, seyahat etmeliyiz ama mutlaka seyahatlerimiz ikimize göre olmalı 2 kişilik bir araba mesela ya da 2 kişilik bir oda veya 2 kişilik bir salıncak. Kaybolmak istiyorum seninle, her yerde… Hissettiklerimi öğrenmeni veya belki de fark etmeni istiyorum. Gözlerine nasıl baktığımı belki fark edersin. Özgürleştirmek istiyorum. Hissettiklerimi kendime gelmek istiyorum ve yüzleşmek istiyorum seninle. Zorluklarla yeniden karşılaşmak istiyorum risk varken. Belirsizlikten kurtulmak için. Lütfen beni yaralama. Güzel şeyler yaşamayı hak etmiyorum belki ama bu duyguyu ilk kez bu kadar saf sıcak ve yoğun yaşayabiliyor ve tutabiliyorum. Dalgalar gibi. Ya da İspanyolca gibi bilmiyorum ama ruhlarımız kaybolsun birbiri içinde ve beni keşfetmeni bekliyorum. Belki de sevildiğin kız olabilirim ama lütfen bir dakika bekle acele etme ve beni, umutlu halimi yalnız başına bırakma.

Biliyorum evet o gün ne zaman olduğunu hatırlamıyorum ama bana nasıl baktığını hatırlıyorum, o kadar yoğun hissettim ki her şeyi unuttum o duygularım unutmadım her şeyi her şeyi unuttum. Ama sonra bir gün bilmiyorum ne zamana olacak? Ama yakınlaşabiliriz. Bunları o kadar net hissettim ki; bir gün keşfedeceğiz. Biliyorum ve hissediyorum.


Savaşta, ölmek üzere…